Her geçen gün artan dünya nüfusu ve beraberinde getirmiş olduğu hızlı kentleşme, tarım alanlarındaki daralma ve yorgun topraklar üzerinde verilen yetiştiricilik mücadelesi günümüz tarımında sorun çözücü yaklaşımların hızla uygulanmasına gerektiriyor.
Yukarıda bahsi geçen konuları sadece ülkemiz için irdelediğimizde ve çok eskiyi değil 1927 yılını baz aldığımızda, ülkemiz nüfusu on üç milyon iken bugün yetmiş beş milyon, kırsal nüfus oranı %76 iken bugün % 30'dur (DİE). Geçtiğimiz yüzyılın son çeyreğinde konvansiyonel tarım teknikleri kullanılarak verim artışları sağlanmış ise de ülkemiz ve dünya ihtiyacını karşılayacak üretim miktarlarına ulaşılamamış, hepimizin yakından bildiği gibi az gelişmiş ülkelerde açlık baş göstermiş, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde gıda fiyatlarında hızlı yükselişler yaşanmıştır. 2009 yılında yaşanan ve Büyük Buhran'dan sonra en şiddetli ekonomik çöküş olarak tanımlanan krizde bile gıda dışı tüm ürün ve emtialarda yaşanan talep düşüşleri bu sektörlerdeki oyuncuları zor duruma düşürürken gıda sektöründe ters hareket yaşanmış, gıda ürünlerinde hızlı bir fiyat artışı oluşmuştur.
Bunun temel nedeni arz açığıdır.
Neden kaynaklanıyor bu arz açığı?
Cevap yukarıda bahsettiğim gibi... Nüfus artıyor ama zirai üretim alanları artmıyor.
Bir insanın dengeli beslenmesi için bir yılda tüketeceği gıda miktarı belirli. Bu gıdaların ne kadar bir üretim alanından sağlanabileceği de belirli. Üretimini doğru yönlendiren ülkeler sadece kendi ülkeleri için değil tüm dünya piyasalarına göre üretim planlaması yapmakta, hangi ürünün ne kadar alanda yetiştirildiği zaman ihtiyacın karşılanacağı hesap edilmektedir. Bu da gösteriyor ki tarım alanları giderek hassas çizgilerin içine çekiliyor. 2009 yılında ülkemizde uygulamaya geçen havza destekleme modeli de bunun bir göstergesi. Peki, yeterli mi? Elbette ki hayır. Sadece kendi ülkemizden bahsediyoruz, diğer bir ülkede oluşabilecek bir açık bizi de etkiler mi? Elbette evet, hem de çok şiddetli etkiler, çünkü stoklar yetersiz çünkü bazı ürünler depolanamıyor, raf ömürleri kısıtlı. 2007 yılında oluşan buğday ve pirinç krizlerini hatırlayalım. Hepimiz dünya buğday rezervlerini hesapladık, pirinç ve mercimek de aynı potaya girdi. Buna bireysel çözüm arayışları da eklendi, pencere önü bostanlar, balkonda yetiştirilmeye çalışılan domatesler...
Bütün bunlar gösteriyor ki önümüzdeki yıllarda da gıda fiyatlarında kaçınılmaz artışlar olacak.
Çözüm olarak düşünülen uygulamaları incelediğimizde genetiği değiştirilmiş organizmalar, kısaca GDO veya GMO (genetik modifiye organizma)'lar biz çok farkında olmasak da hayatımıza girmeye başladı. Neden modifiye edilir tarım ürünleri? Verim artışı için, hastalık ve zararlılardan tabiat şartlarından etkilenmemesi için vs. Bunun yanında GMO'ların insan sağlığına olan olumsuz etkileri de bilinmekte fakat üretime duyulan ihtiyaç neticesinde göz ardı edilmektedir.
Nasıl sağlanır bu üretim artışı? Üretim alanlarını artırmak mümkün değil, bilakis erozif faktörler neticesi kayıplar mevcut. Hem de azımsanamayacak boyutlarda bu kayıplar. Biliyoruz ki erozyon sonucu ülkemizde her yıl Kıbrıs'ı kaplayacak kadar toprak yok oluyor. Diğer taraftan konvansiyonel tarımın topraklarda ve sularda oluşturduğu tuzluluk problemleri, sürekli işlenme neticesi bozulan toprak tekstür ve strüktürleri de verimliliği olumsuz etkilerken bir artıştan söz etmek gerçekten zor. Su kaynaklarının durumu ve oluşan obruklar da birer haberci. Su hayatın kaynağı. Fakat kaynak kısıtlı ve kirleniyor. Susuzlukla ilgili makaleler yağış azlığı durumunda hemen gün yüzüne çıkıyor, barajlardaki su seviyelerini ezbere bilir hale geliyoruz. Ama bilmediklerimizden bir tanesi de su tüketiminin %85'inin tarımsal sulamada kullanıldığı. Olası bir susuzluk durumunda kentsel kullanımdan ziyade tarımsal ürünlerin etkileneceğidir.
Toprak, ana unsur toprak. Toprak üretim alanı, ayını zamanda kısıtlayıcı faktör çünkü artmıyor, arttırılamıyor, tuzlanıyor, bozuluyor, erozyonla yok oluyor, tarım alanı vasfını kaybediyor, şehirleşiyor. Bu kısıtlayıcı faktörü ortadan kaldırdığımızda ise sorun tamamen çözülüyor, yani toprak olmadan tarım, topraksız tarım. Her türlü arazide yapmak mümkün, toprağa gereksinim yok, üretim tamamen kontrol altında...
Daha fazla bilgi için bizlerle iletişim kurunuz.
Burak BOYBEYİ
Topraksız Kültür Seracılık
Yatırım ve Üretim Danışmanlığı